TERÖR SUÇLARI ?

TÜRK HUKUKUNDA TERÖR SUÇLARI: ÖRGÜT ÜYELİĞİ, YARDIM HUKUKİ SONUÇLARI Türk Ceza Hukuku sisteminde kamu güvenliğini, anayasal düzeni ve devletin birliğini tehdit eden eylemler en ağır yaptırımlara tabi tutulmuştur. Özellikle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu (TMK), terör suçlarını, örgüt yapılanmasını ve bu yapılara sağlanan destekleri detaylı bir şekilde düzenlemiştir. Bu yazımızda; silahlı terör örgütü kavramı, örgüt üyeliği, örgüte yardım etme (eski tabirle yataklık) ve etkin pişmanlık hükümleri hukuki çerçevede incelenecektir. 1. Terör ve Terör Örgütü Kavramı 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesine göre terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla girişilen her türlü eylemdir. Bir yapının “Silahlı Terör Örgütü” olarak nitelendirilebilmesi için TCK m. 220 ve m. 314 bağlamında şu unsurların bir arada bulunması gerekir: Üye Sayısı: En az 3 kişinin varlığı. Hiyerarşik Yapı: Üyeler arasında alt-üst ilişkisinin ve disiplinin bulunması. Süreklilik: Örgütün suç işlemek amacı etrafında devamlılık arz etmesi. Elverişlilik: Örgütün amaçladığı suçları işlemeye elverişli araç ve gerece (silah vb.) sahip olması. 2. Silahlı Terör Örgütü Kurma ve Yönetme Suçu (TCK m. 314/1) Kanun koyucu, örgütün kurucularını ve yöneticilerini, normal üyelerden ayırarak daha ağır bir cezai yaptırıma tabi tutmuştur. TCK’nın 314. maddesinin 1. fıkrasına göre; silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Yöneticilik; örgütün faaliyetlerini düzenleyen, emir ve talimat veren, örgüt içindeki hiyerarşide karar mekanizmasında yer alan kişileri kapsar. 3. Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçu (TCK m. 314/2) Uygulamada en sık karşılaşılan suç tipi örgüt üyeliğidir. TCK m. 314/2 uyarınca örgüte üye olanlara, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verilir. Ancak bu ceza, 3713 sayılı Kanun gereği yarı oranında artırılır. Üyelik İçin Aranan Kriterler: Yargıtay içtihatlarına göre, bir kişinin örgüt üyesi sayılabilmesi için o kişi ile örgüt arasında “Organik Bağ” bulunmalıdır. Kişi, örgüt hiyerarşisine dahil olmalı, örgütün amaçlarını benimsemeli ve verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmalıdır. Eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk bulunması, üyeliğin ispatında aranan temel kriterlerdir. Sadece sempati duymak veya hiyerarşiye dahil olmadan münferit bir eyleme katılmak, üyeliğin oluşması için tek başına yeterli olmayabilir. 4. Terör Örgütüne Yardım Etme (TCK m. 220/7) Halk arasında “yataklık” olarak da bilinen eylemler, yeni TCK sistematiğinde “Örgüte Yardım Etme” başlığı altında değerlendirilir. TCK m. 220/7 hükmüne göre; örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Ancak, yardım eden kişinin cezası, örgüt üyesi gibi belirlendikten sonra, yardımın niteliğine göre üçte birine kadar indirilebilir. Örneğin; örgüte erzak sağlamak, barınma imkanı vermek, istihbarat sağlamak veya finansal destek sunmak “yardım etme” suçu kapsamında değerlendirilir. Buradaki kilit nokta, failin yardım ettiği yapının bir terör örgütü olduğunu bilmesi ve buna rağmen yardım etme iradesini göstermesidir. 5. Terör Örgütü Propagandası Yapmak (TMK m. 7/2) Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, 1 yıldan 5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suç genellikle basın-yayın yoluyla veya sosyal medya üzerinden işlenmektedir. Basın yoluyla işlenmesi halinde ceza yarı oranında artırılır. 6. Etkin Pişmanlık (TCK m. 221) Terör suçlarında, örgütün çözülmesi ve suçların önlenmesi amacıyla “Etkin Pişmanlık” hükümleri düzenlenmiştir. Soruşturma Başlamadan Önce: Örgüt kurucusu, yöneticisi veya üyesi; örgüt dağılırsa veya verdiği bilgilerle örgütün dağılmasını sağlarsa ya da yakalanmadan önce kendiliğinden teslim olup örgütle bağını koparırsa cezaya hükmolunmaz. Yakalandıktan Sonra: Kişi yakalandıktan sonra, örgütün yapısı ve faaliyetleri hakkında faydalı bilgiler verirse, verilecek cezada üçte birden dörtte üçe kadar indirim yapılır. Etkin pişmanlıktan yararlanabilmek için verilen bilgilerin doğru, tutarlı ve örgütü deşifre etmeye yönelik olması gerekmektedir. Hukuki Destek ve Sonuç Terör suçları isnadı, kişiler üzerinde çok ciddi hürriyeti bağlayıcı cezalar ve hak mahrumiyetleri doğurabilen, teknik hukuki bilgi gerektiren süreçlerdir. Soruşturma aşamasından (ifade, gözaltı) kovuşturma (mahkeme) aşamasına kadar sürecin, alanında uzman bir avukat tarafından takip edilmesi, adil yargılanma hakkının tesisi ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından hayati önem taşır. Bu metin genel bilgilendirme amaçlı olup, hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır. Somut olaylarınızla ilgili detaylı bilgi almak için hukuk büromuzla iletişime geçebilirsiniz.

Uyuşturucu suçları, ünlü ve fenomenlere yönelik uyuşturucu operasyonları

UYUŞTURUCU SUÇLARI, GÜNCEL OPERASYONLAR YENİ YARGI PAKETİ IŞIĞINDA CEZA İNFAZ SÜREÇLERİ Yazar: Av. Gültekin Altay ATMACA – GAA HUKUK Son günlerde gerek sosyal medyada gerekse ana haber bültenlerinde sıkça karşılaştığımız “ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonları”, aslında Türk Ceza Kanunu’nun uyuşturucu madde suçlarına ne kadar geniş ve detaylı bir perspektiften yaklaştığını göstermektedir. Toplumda genellikle sadece “satıcı” ve “içici” ayrımı bilinse de, kanun koyucu “özendirme”, “yer sağlama” ve “temin etme” fiillerini de ağır yaptırımlara bağlamıştır. Bu yazımızda; gündemdeki operasyonların hukuki arka planını, uyuşturucu ticareti ile kullanım suçları arasındaki ince çizgiyi ve Yeni Yargı Paketi ile birlikte ceza infaz sisteminde (yatar hesaplamasında) meydana gelen değişiklikleri inceleyeceğiz. 1. Uyuşturucu Madde Ticareti mi, Kullanımı mı? (TCK 188 – TCK 191) Uyuşturucu suçlarında en kritik nokta, şüphelinin eyleminin “ticaret” kapsamında mı yoksa “kişisel kullanım” kapsamında mı değerlendirileceğidir. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre bir eylemin ticaret sayılabilmesi için sadece paranın el değiştirmesi gerekmez. Uyuşturucu Madde Ticareti (TCK 188): Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal, ithal veya ihraç eden, ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan herkes bu suçun failidir. Cezası son derece ağırdır (genellikle 10 yıldan başlar). Kullanmak İçin Bulundurma (TCK 191): Kişinin sadece kendi kullanımı için madde bulundurmasıdır. Kritik Ayrım: Kişinin evinde hassas terazi bulunması, maddenin küçük paketler (fişek) halinde hazırlanmış olması veya kullanım sınırını aşan miktarda (Yargıtay kriterlerine göre yıllık kullanım miktarının üzerinde) madde yakalatması, eylemi doğrudan “Ticaret” suçuna dönüştürür. 2. Ünlülere Yapılan Operasyonların Hukuki Dayanağı: “Özendirme Suçu” Son dönemde sanatçılara ve sosyal medya fenomenlerine yönelik yapılan operasyonların büyük bir kısmı, doğrudan uyuşturucu satışı yaptıkları iddiasından ziyade, TCK Madde 190/2 kapsamında değerlendirilmektedir. Bu maddeye göre; “Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını alenen özendiren veya bu nitelikte yayın yapan kişi, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” Sosyal medya paylaşımlarında, video kliplerde veya şarkı sözlerinde uyuşturucu maddeyi normalleştiren, kullanımını teşvik eden veya kolaylaştıran ifadeler/görseller kullanılması, adli makamlarca “Özendirme Suçu” kapsamında soruşturulmaktadır. Bu suçun cezası, basit kullanım suçundan çok daha ağırdır ve tutuklama tedbiri sıkça uygulanmaktadır. 3. Yer Sağlama ve Temin Etme Bir diğer önemli husus ise “Yer Sağlama” suçudur. Kişi uyuşturucu madde satmıyor veya kullanmıyor olsa bile, kendi evini, ofisini veya aracını başkalarının uyuşturucu kullanması için tahsis ederse, TCK 190. madde uyarınca cezalandırılır. “Arkadaşım içiyordu, ben sadece evimi açtım” savunması, kişiyi cezadan kurtarmaz; aksine yer sağlama suçunun oluşmasına neden olur. 4. Yeni Yargı Paketi ve Ceza İnfaz Sistemindeki Değişiklikler Kamuoyunda “Yeni Yargı Paketi” olarak bilinen düzenlemeler ve Ceza İnfaz Kanunu’ndaki değişiklikler, uyuşturucu suçlarında “cezasızlık algısını” yıkmayı hedeflemektedir. Denetimli Serbestlikte Yeni Dönem: Eskiden belli bir ceza miktarının altındaki suçlarda kişiler cezaevine hiç girmeden denetimli serbestlikten yararlanabiliyordu. Yeni düzenlemeler ve 8. Yargı Paketi ile birlikte gündeme gelen sistemde, her hükümlünün cezasının belli bir oranını (örneğin %40’ını) mutlaka kapalı veya açık ceza infaz kurumunda geçirmesi hedeflenmektedir. Uyuşturucu Suçlarında İnfaz Oranı: Uyuşturucu ticareti suçları, mükerrir (tekrar eden) suçlar ve örgütlü suçlar kapsamında değerlendirildiğinde infaz oranları daha yüksektir (genellikle 2/3 veya 3/4). Tedavi ve Denetimli Serbestlik (TCK 191): Kullanıcılar için uygulanan “Kamu Davasının Açılmasının Ertelenmesi” (KDAE) kararı ihlal edildiğinde, dava açılmakta ve hapis cezası gündeme gelmektedir. Yeni sistemde, tedaviye uyum sağlamayanlar için infaz süreçleri hızlandırılmaktadır. Sonuç ve Hukuki Tavsiye Uyuşturucu madde suçları; delillerin toplanma biçiminden (hukuka aykırı arama, usulsüz el koyma), ifadelerin alınma şekline kadar teknik detayların hayati önem taşıdığı dosyalardır. “İçiciyim” diyerek verilen bir ifade, dosyadaki diğer delillerle (telefon kayıtları, HTS, fiziki takip) çeliştiğinde kişi “satıcı” muamelesi görebilir ve onlarca yıl hapis cezası ile yargılanabilir. Bu nedenle, gerek soruşturma (karakol/savcılık) aşamasında gerekse kovuşturma (mahkeme) aşamasında sürecin uzman bir avukatla takip edilmesi, özgürlüğünüzün teminatıdır. Av. Gültekin Altay ATMACA GAA HUKUK & DANIŞMANLIK – HATAY

Bir trafik kazasının serüveni soru-cevap

Trafik kazası tazminatının doğrudan zarar verenin sigortasından talep edilmesinde usul; Karayolları Trafik Kanunu uyarınca öncelikle sigorta şirketine yazılı başvuru, Sigorta şirketinin, ödeme talebini reddi, kısmen reddi veya 15 gün içerisinde talebe cevap vermemesi halinde dava şartı arabuluculuğa başvuru, Uyuşmazlığın arabuluculukta çözülmemesi halinde ise ticaret mahkemesinde maddi tazminat davası açılmasıdır. Davanın sigorta şirketine başvuru yapılmadan açılması halinde mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için kesin süre verilir. Davanın arabuluculuğa başvuru yapılmadan açılması halinde ise dava usulden reddedilir. Sorumluluk Sigortası İle Birlikte Zarar Verene Dava Açılması Uygulamada, sorumluluk sigortasının varlığı halinde tazminat davası, hem sigorta şirketi hem de zarar verene karşı birlikte yöneltilir. Örneğin trafik kazası sonucunda destekten yoksun kalma tazminatı davasının hem kusurlu sürücüye hem de onun sigortacısına karşı açılması gibi. Bununla birlikte malpraktis nedeniyle tazminat davaları da hem yanlış tedavi uygulayan hekime hem de hekimin mesleki sorumluluk sigortacısına karşı açılabilir. Bu durumda bu kişiler arasında ihtiyari dava arkadaşlığı mevcut olur ve görevli mahkeme ise dava yığılması uygulamasına göre tespit edilir. Trafik Kazası Tazminatında Görevli Mahkeme Trafik kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat davasının sadece kusurlu sürücüye yöneltilmesi halinde, dava haksız fiil hükümlerine dayanacağından bu davada asliye hukuk mahkemesi görevli olur. Bu durumda arabulucuya başvuru bir dava şartı olmayıp, ihtiyari arabuluculuk yoluna gidilebilir. Yani böyle bir davada arabulucuya başvuru zorunlu değildir. Ancak dava hem sigorta şirketine hem de kusurlu sürücü veya araç işletene karşı açılacaksa, öncelikle sigorta şirketine başvuru ve sigorta açısından arabuluculuk sürecinin işletilmesi gerekir. Sigorta şirketine karşı arabuluculuk süreci tüketildikten sonra hem kusurlu sürücüye hem de sigortaya yöneltilecek tazminat davasının asliye ticaret mahkemesinde açılması gerekir. Her ne kadar sürücüye karşı açılacak davada asliye hukuk mahkemesi görevliyse de, diğer davalıya karşı açılacak davada görevli olan ticaret mahkemesi ihtisas mahkemesi olduğundan, her iki davalıya açılan dava ihtisas mahkemesinde görülür. Sigortalı ile Sigortacı Arasında Poliçeden Kaynaklanan Davalarda Görevli Mahkeme Sigortalı ile sigorta şirketi arasında, sigorta poliçesinden kaynaklanan uyuşmazlıkların hukuki niteliği ve görevli mahkemenin belirlenmesinde sigortanın konusu önem taşır. Kişinin, mesleği ve ticari faaliyeti ile ilgili olmayan sigortalarda tüketici ilişkisi söz konusu olur. Kişisel amaçlı kullanılan araç sigortası, konut sigortası, sağlık sigortası, hastalık veya emeklilik sigortalarında sigortalı tüketici konumundadır. Bu nedenle bu tür sigortalarda sigortalı ile sigorta şirketi arasındaki davalar zorunlu arabuluculuğa tabi olur ve tüketici mahkemelerinde görülür. Ancak sigortanın konusu, sigortalının mesleki ve ticari faaliyetiyle ilgili riskler ise bu durumda uyuşmazlık ticari nitelikte olur, arabulucuya başvuru yine zorunlu olur ve dava asliye ticaret mahkemesinde görülür. Sigortanın Halefiyet Hükümleri Uyarınca Rücu Halinde Görevli Mahkeme Sigorta konusu riskin gerçekleşmesi halinde sigortalısına ödeme yapan sigorta şirketinin, zararın ortaya çıkmasında kusurlu bulunan üçüncü kişiye rücu etme hakkı vardır. Sigorta şirketi bu durumda, halefiyet hükümleri uyarınca sigortalısının yerine geçerek üçüncü kişiden tazminat talep edebilir. Bu durumda uyuşmazlığın niteliği ve davada görevli mahkeme, sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki hukuki ilişkiye göre belirlenir. Sigortalı ile üçüncü kişi arasında tüketici ilişkisi varsa sigorta şirketi ile üçüncü kişi arasındaki uyuşmazlık tüketici uyuşmazlığı, ticari ilişki varsa sigorta ile üçüncü kişi arasındaki uyuşmazlık da ticari nitelikte olur. Her iki durumda da uyuşmazlık zorunlu arabuluculuğa tabi olur. Ancak üçüncü kişinin sigortalıya karşı eylemi haksız fiil niteliğinde ise sigortanın açacağı rücu davasında asliye hukuk mahkemesi görevli olur. Bu durumda dava şartı arabuluculuk söz konusu olmaz. Sigortalı ile üçüncü kişi arasındaki ilişki kira hukukundan kaynaklıyorsa, sigorta şirketi ile üçüncü kişi arasındaki tazminat davasında sulh hukuk mahkemesi görevli olur ve yine arabulucuya başvuru zorunlu olmaz. Sigorta Şirketinin Sigortalıya Rücuen Tazminat Davasında Görevli Mahkeme Sigorta şirketi, sigortalısının neden olduğu bir zarardan dolayı üçüncü kişiye ödeme yapmak zorunda kalırsa, kendi sigortalısına rücu edebilir. Örneğin alkollü araç kullanan sigortalının karıştığı trafik kazasında sigorta şirketi, zarar görene yaptığı ödemeyi kusuru oranında kendi sigortalısından isteyebilir. Bu durumda rücuen tazminat davası sigorta şirketi ile sigortalı arasındaki tüketici ilişkine dayanacağından görevli mahkeme tüketici mahkemesi ve arabulucuya başvuru zorunlu olur. Ancak yine sigorta sözleşmesinin konusunu sigortalının mesleki veya ticari faaliyeti oluşturuyorsa taraflar arasındaki ilişki ticari nitelikte olacağından görevli mahkeme ticaret mahkemesi olur. Bu durumda da arabulucuya başvuru bir dava şartı olarak değerlendirilir. Karayolları Trafik Kanunu Madde 97 göre “Zarar gören, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya dava da açabilir.” Hükmünü içermektedir. Kimler dava açabilir? Bu hususta ikili bir ayrım söz konusudur. Eğer trafik kazası mağduru hayatta ise borçlar kanunun 41. 45. Ve 47. Maddeleri uyarınca bizzat kendisi maddi ve manevi tazminat davası açabilir. Eğer mağdur vefat etmiş ise onun vefatı ile maddi ve manevi zarar gören yakınları, annesi, babası, eşi, çocukları, kardeşleri, nişanlısı, bakım ve desteği altındaki kişiler maddi ve manevi zararlarının tazmini için dava çama hakkına sahiptirler.. Mağdur ölmeden evvel tazminat davası açtıysa yine bu kişiler davaya devam edebilirler. Trafik kazalarında dava açma süresi nedir? Borçlar kanunu 60. maddesi “Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava, mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz. Şu kadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya da o müruru zaman tatbik olunur. Eğer haksız bir fiil, mutazarrır olan taraf aleyhinde bir alacak tevlit etmiş olursa, mutazarrır kendisinin tazminat talebi müruru zaman ile sakıt olsa bile o alacağı vermekten imtina edebilir” şeklindedir. Kanunda da açıklandığı üzere maddi ve manevi zararların tazmini için dava açmak için yasada belirlenen süre mağdurun uğradığı zararı ve failini öğrendiği tarihten itibaren 1 yıldır. Her halükarda ise kazanın meydana geldiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra dava açma hakkı zaman aşımına uğrar. Fakat trafik kazası sonucu ortaya çıkan durum ceza davasının gerektirir bir durum ise, ve o durum için ceza kanunlarında çok daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörülmüş ise tazminat davası açma süresi de ceza kanunlarında düzenlenmiş olan zamanaşımı süreleri esas alınır. Eski ve yeni Ceza kanunlarında farklı ceza zaman aşımı süreleri söz konusu olduğu gibi kazada meydana gelen zarara göre de zamanaşımın yani dava açabilmenin süresi değişebilmektedir. Buna göre bir kazanın meydana gelmesinde araç kullanan şoför kusurlu ise şoföre dava açılacaktır. Eğer araç trafik kaydında şoförün üzerine kayıtlı değilse, yasa gereği aracın maliki de zarardan sorumlu olduğundan tazminat davası her